Besiktas Hamidiye Camii

Yıldız Hamidiye Camii; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beşiktaş Barbaros bulvarı ile Yıldız Sarayı arasında 1884-1886 yıllarında Sultan II.Abdülhamit tarafından Saray başmimarı Sarkis Balyan’a inşa ettirilmiştir.

Camii çevreleyen demir parmaklıkların arasındaki kalın demir kapıdan avluya girdikten sonra, camiin iki yanında sağlı sollu beyaz mermer merdivenler ve onların arasında yüksek bir taç kapıyla gelinir. Bu büyük kapının üzerinde zafer takına benzeyen ince bir süsleme bulunur. Süslemenin hemen altındaki mermer zeminde "Besmelei Şerife" ile nefis bir hatla yazılmış bir "Ayeti Kerime" görülür.

Yıldız Camii karışık mimari tarzın güzel bir örneğidir. Ortaköy'de bulunan Büyük Mecidiye Camii tipindedir.  Caminin cümle kapısının yanındaki pencereler süslü ve demir kafeslidir. Yıldız Üniversitesi tarafından, avluya girilen demir kapının hemen yanı başında sağda yer alan dört cepheli saat kulesinin saati, Sultan II. Abdülhamit'in 25. saltanat yılı kutlamaları için özel olarak sipariş edilmiştir. Sultan II. Abdülhamit Cuma namazlarını burada kılarmış. Cuma selamlığı sırasında Hamidiye Camii üç sıra askerle çevrilir, Yıldız'dan Beşiktaş'a inen yokuşun sağındaki meydanlığın önü, bir saf piyadeden sonra atlı birliklerden oluşan Ertuğrul ve Mızraklı alayları tarafından doldurulur, arabalı ve yaya seyirciler de bu süvari safları arkasında yerlerini alırlardı.

Belirli bir mimari üslubu olmayan cami, Osmanlı Camii mimari geleneğinde benzeri olmayan bir yapıdır. Neogotik, Yunan ve Roma Mimari ağırlıklı bir eserdir. Barok, ampir, rokoko üsluplarının harmanlandığı eklektik stilin son örneğidir. Yıldız Hamidiye Camii hem mimarisinde türünün son örneği, hem de Osmanlı selatin camilerinin sonuncusudur. Üslup yönünden tam bir melez yapı olan bu camiden sonra yapılan bir başka selâtin cami yoktur.

Yıldız Hamidiye Camii, etrafı demir parmaklıklarla çevrili takriben on dönümlük bir arazi üzerinde 1440 metre karelik bir alana inşa edilmiştir. Bu geniş sahaya giriş için üç ayrı yerden üç kapısı vardır. Bu kapılardan en büyüğü, kuzeyden cami avlusuna girilen kapıdır ve yıldız üniversitesi girişinin tam karşısında bulunmaktadır. Saray girişlerini andıran bu kapıdan zemini kesme taşla kaplı geniş bir avluya girilir. Girişte sağda 1890–1891 tarihli dört cepheli üç kuleden oluşan, üstü çatı pencereli, küçük bir kubbe ile örtülü saat kulesi vardır. Kulenin ikinci katında barometre, elle kurulan orijinal saat görülmeye değer. Kulenin üstünü örten küçük kubbenin üzerindeki alemin üstünde de yine orijinal altın yaldız kaplama bir yön gösterici vardır.

Avlunun sağ tarafında saat kulesinden camiye doğru biraz ilerde Fransa’da dökülen yeşil renkli nefis Hamidiye Çeşmesi ve çeşmenin ön tarafında sultan II. Abdülhamit Tuğrası dikkat çekmektedir, Dikdörtgen plân üzerine, kesme taştan kubbeli olarak yapılmış olan caminin kuzeyden üç giriş kapısı vardır. Ortada camiye girilen taç kapı, diğer ikisi de sağında ve solundaki mahfillere merdivenlerden çıkılarak girilen kapılardır. Caminin kuzey cephesinden ana giriş kapısının solunda hünkâr mahfili, sağında ise sefirler veya şehzadeler mahfili vardır. Caminin giriş cephesi, Yıldız Albümleri’ndeki eski fotoğraflarına göre önemli ölçüde değişmiştir. Cephenin ortasındaki küçük giriş bölümü orijinal durumunda camekân benzeri büyük ve geniş pencerelerle çevrili idi.

Cami kütlesinin sağ ve solunda bulunan mahfillere çıkmak için avluda çift koldan dokuzar basamaklı yarım daire şeklindeki merdivenlerden çıkılan sahanlıkta camekânlı giriş sundurmaları örtülmüştü. Bugün her iki mahfile çıkışlar on beşer basamaklı düz merdivenlerle olup o canlı ve camekanlı sundurmalar bulunmamaktadır. Caminin esas bölümüne ise avludan son cemaat yeri konumundaki ara mekân olan bu girişe, avludan cephenin tam ortasında bir zafer takı görünümünde kubbe eteklerine kadar yüksekliği ve biraz ileri doğru çıkmış olan taç kapıdan girilir. Bu kapı saray kapılarının mutantan görüntüsü ile bir ihtişam sergiler. Kapının en üst noktasında taç altında nisa suresi 103. ayeti ve ayetin altında 1885 tarihi ve sultan II. Abdulhamit’in tuğrası vardır.

Bu taç kapının simetriği, kıble istikametinde mihrabın arkasında dış duvarda yer almaktadır. Aynı ayet ve tuğra bu kapıda da bulunmaktadır. Caminin mimarisinde son cemaat yeri bulunmadığı için mahfillere geçişi sağlayan bir ara mekân konumundaki girişteyiz, burası iki bölümden ibarettir. Birinci bölüm daha küçük üstü ahşap örtülü ve yapıya sonradan ilave edilmiştir. Buradan ikinci ve daha geniş bölüme, çift kanatlı üç kapı ile girilir. Bu bölümün sağ ve sol tarafından açılan kapılarla cami görevlilerinin lojmanlarına ve oradan da mahfilere geçiş vardır. Bu bölümün tavan ile duvarları gülkurusu zemin üzerine motiflerle süslenmiştir.

Harim kapısındayız. Harim kapısı mermer söveli çift kanatlı, taçlı gül ağacından yapılmış ahşap bir kapı. Kapının üzerinde mermere hakedilmiş “selamun aleyküm tıbtum fedhuluhe halidun” ayeti ve altında II. Abdulhamit Tuğrası vardır. Kapının sağında ve solunda harime bakan dikdörtgen şeklinde ahşap etrafı mermer söveli iki pencere bulunur. Pencerelerdeki beyaz boyalı demir korkulukların her motifinin içindeki yıldızlar dikkat çekmektedir. Ve harim kapısından caminin içine esas ibadet bölümüne giriyoruz. Mimari belirsizliği bir yana muhteşem bir görüntü ile karşılaşıyoruz.

Caminin ortasındaki dört çelik direğe oturtulmuş, lacivert zemin üzerine altın varak yıldızlarla donatılmış küçük kubbe; duvarları yok saydığınızda, gökyüzüne baktığınızı andıracak bir güzellik arz eder. Kubbenin altındaki direklerden ikisi harim kapısının önünde, diğer ikisi de mihrabın harime doğru ileri bir noktasında bulunur. Bu direkleri kubbeye bağlayan kısım, işlemeli taçla bezenmiş üzeri ahşap kaplı ve motiflerle süslenmiştir. Kitle içinde ortalanmış olan küçük kubbe iç mekânda geleneksel Osmanlı cami mimarisinden farklı biçimde mihraptan oldukça uzakta caminin ortasını da aşarak girişe yakın kesimdedir. Kubbenin gelenek dışı yerleşimi ve mihraptan uzak oluşu iç mekânda şaşırtıcı bir etki yapmaktadır. Kubbenin ortasında altın yaldızla ve kufi hatla Neml Suresi’nin ilk ayetleri hattat Abdulfettah Efendi tarafından yazılmıştır. Bu ayetleri altın yaldız süslemeli iki çember kuşatmaktadır. Kubbe iki ana çemberden oluşmuştur.

Kubbenin ortası ile birinci çember arası mavi lacivert zemin üzerine altın yaldızlı yıldızlardan oluşmakta, birinci çemberle ikinci çember arası krem zemin üzerine renkli motiflerle çevrelenmektedir.16 oval pencere, kubbeyi adeta halkalar halde kuşatmıştır. Bu pencereler sayesinde caminin içi diğer camilere kıyasla oldukça aydınlıktır. Caminin içi, aslında camilerde benzerine rastlanmayan bir zenginlik ve özenle bezenmiştir. Kubbenin mavi zemin üzerine altın varakla bezeli yıldızlardan oluşan süsleme, kubbenin ve direklerin yan tarafından kubbe ile aynı özellikte lacivert-mavi zemin üzerinde altın varak yıldız motiflerle kaplı birbirinin simetriği iki tavanda da aynı şekilde işlenmiştir. Bu tavanlardan zemine doğru süzülerek inen çok kollu kristal avizeler caminin içini aydınlatmakla kalmayıp ayrı bir güzellik sergiler.

Özellikle kubbenin tam ortasından caminin zeminine doğru uzanan kristalden mamul oldukça gösterişli bohem avize mihraba doğru bakıldığında mihrabın güzelliğine ortak olmaktadır. Bu bohem kristal avizenin devrin alman imparatoru veya alman şansölyesi Prens Bismark tarafından hediye edildiği söylenmektedir. Tavan bütün bu bezemelerle birlikte yine altın varakla işlenmiş porteller, mukarnas ve yazı şeritlerinden çerçevelerle kuşatılmıştır. Tavanı kubbeye bağlayan kısımların altında yine zemini mavi altın bir şerit görünümünde cami duvarlarını bir kuşak şeklinde saran altın yaldızlı kufi hatla yazılmış mülk suresi camiye ayrı bir manevî hava vermektedir. Cami içindeki kuşak yazıları Hattat Ebu Ziya Tevfik tarafından yazılmış, 1980 yılında hattat Mahmut Öncü tarafından yenilenmiştir.

Caminin içinde kubbe tavanları ve bütün duvarlarında bol altın yaldız ve zengin kalem işleri görülür. Ayrıca her pencere arasında gülkurusu zemin üzerinde mavi desenle bezenmiş işlemeler vardır. Abanoz üzerine sedef oyma ile altın yaldız kaplamalı Allah, Hz. Muhammet, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin adları yazılı, eşine az rastlanır güzellikte şaheser levhalar duvarları süsler bu yazılar ise Hattat Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır.

Harim duvarları üzerinde altın varaklı yazı şeridi mavi zeminde içi altın yaldız daire motifli bir kuşakla bölünmüş çift sıralı neogotik pencereler alçıdan oymalı dilimler ve son derece zengin örgülü demir parmaklıklarla işlenmiştir. Kuşağın altında dokuz adet dışı demir parmaklıklı üstü oval dikdörtgen pencere ve bu pencereler arası zeminde krem ve mavi tonlarının hâkim olduğu motifler yer almaktadır. Bunların her birinin üzerinde tarihi dört kollu aplikler bulunmaktadır. Kubbe kasnağında oval 16, tavanla kuşak arasında 9, cephe duvarlarında alt sırada 8, müezzin mahfili kuzey duvarında 3 tane olmak üzere cami içinde toplam 36 pencere bulunmaktadır. Cümlenin köşe dolgularında kıvrak dallarla örtülü güzelliği, mermer korkulukları dantel gibi işlenmiş mermer minberi, caminin solunda bulunan yine mermer vaaz kürsüsü mermer işçiliğinin maharetlerini sergileyen ayrı bir güzellik arz etmektedir. Pencerelerin altında dikdörtgen ve kufi motifli hatla yazılan “Alâ ni’metil İslâm” ve motiflerin yanında sağında ve solunda yine kûfi hatla “Elhamdülillah” yazıları vardır. Bu hatlar her pencerenin altında bulunur ve çok değerlidirler.

Camide bulunan daha birçok levha, şamdanlık ve benzeri çok kıymetli eserlerden bazıları( mihrabın yanlarındaki gümüş şamdanlıkların üst kısmı ) çalınmış, birçokları da vakıflar idaresince teslim alınarak koruma altında bulundurulmaktadır. Her yönüyle farklılık arz eden yıldız Hamidiye Camii’ndeki bir başka özellik de diğer camilerdeki fil ayakları yerine burada Kudüs-i Şerifteki Mescid-i Aksa gibi ana sembol olarak içi çelik üzeri ahşap kaplama ve motiflerle bezeli ört direk dikilmiş olmasıdır.

Harimin girişten itibaren sağ ve sol yan cephelerinde, cami içine taşan ahşap işçiliği örneğini bütün zarafeti ile sergileyen hünkâr mahfilidir. Sefirler mahfilinin gül ağacından yapılmış birbirine geçmeli ahşap parmaklıklı kafesleri ile harim kapısının her iki tarafında ve üst kısımları altın yaldızlı motiflerle bezeli sekizgen 8 adet sütün üzerindeki her şeye yüksekten bakan bir köşk görünümündeki müezzin mahfilinin altında El-Hamra Sarayı’nı andıran dilimli kemerler özellikle dikkati çeker. Caminin giriş cephesinin sol tarafında bulunan hünkâr mahfili, , vaktiyle diğer bölümlerde de olduğu gibi duvarları ve tavanı, altın varakla, motiflerle bezeli iken, bugün duvarları düz boya sadece tavanında motifler bulunan geniş bir oda. Bu odanın solunda iki kapı ile girilen aynı kaderi paylaşan bir de dinlenme odası

Girişin tam karşısında üzerinde sultan Abdülhamit’in Tuğrası bulunan esas daireye giriş kapısı. Bu bölüm hünkârın Cuma ve Bayramlarda namaz kıldığı yerdir. Muhteşem, rengârenk dekoruyla bir saray odasından farksızdır. Esas hünkâr mahfili burasıdır. Kapıdan girişte solda bir sanat şahikası olan porselen çini soba vardır. Doğu cephesinde iki, kıble duvarında ise çift kanatlı üstü oval, ahşap doğramalı, demir parmaklıklı, suikast olayından sonra da çelik örgülü kafes tellerle kaplı beş pencere bulunur.

Bu bölüm caminin dekoru en zengin olan bölümüdür. Tavan ve duvarlarında bir santimlik boşluk dahi bırakılmadan, altın varakla bezeli yıldızların hâkim olduğu rengârenk motiflerle özenle süslenmiştir Burada harime bakan ve iki basamakla çıkılan küçük bir özel bölme vardır. Bu bölüm ahşap (gül ağacından yapılmış) kafesli bir pencere düzeneğindedir. Parmaklıklı kafes arkasından harimin her tarafı görülür. Bu kafeslerin çok özel olan işlemelerinin bizzat padişahın (Sultan II Abdulhamit kendisinin yaptığı söylenmektedir. Çünkü padişahın kendisi de çok iyi bir marangoz idi. Ve sarayda özel atölyesi vardı. Sultan II. Abdulhamit Cuma Namazlarını burada kılardı. Caminin batı kısmındaki sefirler mahfili de hünkâr mahfilinin simetriği ve aynısıdır.

Avludan mahfile çıkış merdivenleri, odaların dizaynı, pencereleri, çini sobası, tavan ve duvarlardaki bezemeleriyle bol motifli altın varaklı süslemeleri, harime bakan parmaklıklı geçmeli ahşap kafes ya da cumbasıyla hünkâr kasrının aynısıdır. Aradaki tek fark hünkâr mahfilinin dekorasyon, süsleme, bezeme ve motiflerinin bu bölüme nazaran daha yoğun oluşu, sefirler mahfilinin ise nispeten sadeliğidir. Hünkâr mahfilinden sefirler mahfiline geçişler, mahfillerden müezzin mahfiline çıkılan merdivenlerle sağlanır. Her iki mahfilden, caminin mahfillerle geçişi sağlayan, bir ara mekân olan cami girişine de merdivenlerle geçiş vardır. Bu şekilde doğu batı cephelerinde hünkâr mahfili esas mekâna bağlanır. Bu gün için hünkâr mahfili ile sefirler mahfilinin altındaki mekânlar imam ve müezzin lojmanı olarak kullanılmaktadır. Caminin sağ tarafında bulunan taş minaresi sefirler mahfilinin içinden yükselir. Minare girişi bu mahfilin cümle kapısından girilince hemen sağında bulunan bir kapıdan sağlanır. Minarenin gövdesi tepeye kadar yivli tek şerefesine mukarnas bir dolgu ile geçilmektedir.1890 yılında yapılan Saat Kulesi cami avlusuna girişte sağ tarafta arz-ı endam etmektedir.