Besiktas Ertugrul Tekke Camii

Ertuğrul Tekke Camii; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nın başlangıcında, Yıldız Mahallesinde, Serencebey Yokuşu Yıldız Caddesi üzerinde 1887 tarihinde  Sultan II. Abdülhamit  tarafından inşa ettirilmiştir. Şazeli Tarikatı Medeni kolu’nun kurucusu Trablusgarb’lı Şeyh Hamza Zafir adına inşa ettirilmiştir. Cami, tekke, misafirhane, türbe ve kütüphanesiyle küçük bir külliyedir. Caminin adı, Osmanlı Hanedanı’nın Ceddi Ertuğrul Gazi’nin hatırasını canlandırma arzusu ile Sultan II. Abdülhamit’in yine bu maksatla Domaniç Türklerinden oluşturduğu Ertuğrul Alayının ibadetine tahsis edilmesinden kaynaklanır.

Cami ve tekkenin varlık sebebi ise, Sultan II. Abdülhamit’in Panislamizm politikasının, Şeyh Zafir Efendinin Şazeliliğin yaygın olduğu Trablusgarp ve bütün kuzey Afrika’daki Müslümanlar üzerindeki büyük nüfuzuna dayanmaktadır. Caminin mimarı tespit edilememiştir, ancak türbenin mimarı İtalyan Raimondo d’Aronco’dur.

MİMARİ YAPI:

Ertuğrul Tekke Camii, 1417 m²lik geniş bir avlu içinde 571 m² iç alana sahiptir. Avlunun dört giriş kapısı vardır. Dört adet avlu girişi içinde en gösterişli olanı, güneyinde Cuma selamlıklarında ve diğer ziyaretlerde padişah ile maiyetinin kullandığı, caminin hünkar dairesi ve mahfiline geçit veren kapının karşısında yer alır. Bir diğer avlu kapısı bulvar tarafından M.Ali Bey sokaktan avluya girişi sağlar. Üçüncü ve dördüncü avlu kapıları ise Yıldız Caddesi üzerinden caminin doğusundaki avluya açılır. Ertuğrul Tekke Caminin bulunduğu arsa, Kuzeyde Yahya Kemal Parkı, batısında Mehmet Ali Bey Sokak, diğer yönlerde ise Yıldız Sarayına doğru kavisler çizerek uzanan Yıldız Caddesi ile sınırlıdır. Bu arsanın bulunduğu alan, doğudan batıya doğru alçalan eğimden dolayı istinat duvarı niteliğinde çevre duvarları ile kuşatılmıştır. Ayrıca, kıble doğrultusunda uzanan bir istinat duvarı ile iki sete ayrılmış, yüksekte kalan doğu cephesindeki sete cami tevhidhane ile selamlığı barındıran ana bina, bu bölümün batısında ayakta kalan sete de türbe-kütüphane ve çeşme yerleştirilmiştir.

Batı cephesi boyunca çevre duvarları eklektik üslupta süslemelerle, dökümden mamul parmaklıklarla donatılmış, sütun görünümündeki babaların üzerine, günümüzde yerlerinden sökülmüş olan ufak vazolar oturtulmuştur. Cami; dikdörtgen planlı, iki katlı, ahşap iskeletli, duvarları içerden bağdadi sıva, dışarıdan ahşap kaplama, çatısı günümüzde Marsilya tipi kiremitlerle kaplanmış, kuzeyde kısmen kâgir bir bodrumun üzerine oturmuş bir yapıdır.

Yapı, kendi içinde üç ana bölüme ayrılır;

Ortada kare planlı, cami ve tevhidhane,  Harimin güneyinde ‘T’ planlı Hünkar Dairesi       kuzeyde ise hünkar dairesinin simetriği olan selamlık ve kadınlar mahfili yer almaktadır.

Caminin Barbaros Bulvarı tarafındaki avlu kapısından girildiğinde ağaçların gölgelediği bir bahçe vardır. Kapının sağında ikiyüzlü, kitabesi sökülmüş, sokağa bakan yüzündeki yalağı kırılmış bir çeşme, avlu kapısından girişte sağda türbe ve onun sağında da bir kütüphane görülür. Türbe giriş yolunun solunda da bir kuyu vardır. Avlu kapısından girince ileri doğru yüründüğünde önce mermer basamaklı merdivenlerden çıkılarak küçük bir platform, sağda minare, abdest alma yerleri ve tuvaletler vardır. Sonra yine mermer basamaklı bir merdivenden daha çıkılarak caminin doğu cephesindeki avluya varılır. Bu ikinci kademe merdivenlerin tam karşısında Yıldız Caddesinden avluya girilen ikinci bir kapı vardır. Bu kapıdan mermer basamaklı merdivenlerle avluya inilir. Bu kapıdan girişte merdivenlerin solunda bir kuyu daha vardır.

Caminin doğu tarafında yatay dikdörtgen şeklindeki bu avluda altıgen, oval altı yüzünde 6 musluk bulunan yalaklı ve üstü altıgen çatı ile örtülü üzerinde alem bulunan bir çeşme vardır. Çeşmeden sonra avlu duvarında ikinci bir kapı vardır. Böylece bu avluya yıldız caddesinden iki kapı ile giriş sağlanmaktadır. Bu avlunun güneyinde cami ile avlu duvarı arasından taş basamaklı bir merdivenle inilen dar bir geçitle caminin güneyindeki esas büyük avluya geçilir. Etrafı döküm parmaklıklarla çevrili olan bu avlunun kıble istikametinde aynı döküm malzemeden mamul büyük bir kapısı ve avlunun ortasında bir havuz vardır. Bu avludan caminin hünkâr kasrına girilir. Caminin altı adet giriş kapısı vardır.  Caminin doğu cephesindeki avludan son cemaat yerine kaim ara mekâna çift kanatlı ahşap bir kapıdan girilir .

Son cemaat yerine kaim olan mekana avludan açılan kapıdan girildiğinde, harim duvarına açılan dikdörtgen şeklinde ahşap, parmaklıklı penceresi olan küçük bir alana girilir. Buradan açılan aynı tarz bir kapıdan da yatay dikdörtgen şeklinde bir ara mekana girilir. Ara mekana giriş kapısının tam karşısında, kuzey duvarı kenarından ahşap korkuluklu ahşap bir merdivenle üst kat kadınlar mahfiline çıkılır. Bu ara mekanın ahşap tavanı ve duvarları kalem işi motiflerle süslenmiştir. Bu bölümün batı duvarında bir, harim duvarında kapının iki tarafında ise birer tane olmak üzere üç adet dikdörtgen planlı ahşap demir parmaklıklı penceresi vardır. Son cemaat yerine kaim olan bu ara mekandan kıble istikametinde açılan çift kanatlı ahşap kapıdan harime girilir. Binanın çekirdeğini oluşturan cami-tevhidhane, sekizgen planlıdır. Sekizgenin köşelerinde yükselen kare kesitli ahşap sütunlar üst kat mahfillerini taşır. Üst katta da aynı noktalardaki ahşap sütunlar çatıyı takviye etmektedir. İki kat boyunca yükselen sekizgen planlı harimin üstü ahşap iskeletli, bağdadi sıvalı, çatı altında gizlenen bir kubbe ile örtülüdür. Kalem işi motiflerle bezemeli kubbe, sekiz dilimli olarak tasarlanmış olup, böylece alt yapı ve taşıyıcı sistem ile üst yapı arasındaki uyum vurgulanmıştır. Mahfil sütunları arasındaki boşluklar, oymalı ahşapla kaplanmış korkuluk duvarlarından kubbe eteğine kadar yükselen gül ağacından yapılmış, ahşap işçiliğinin çok ince ve nefis bir örneği olan ahşap parmaklıklı kafeslerle örtülüdür. Bu kafeslerin Sultan II. Abdülhamit tarafından yapıldığı rivayet edilir.

Kubbe içi, mahfillerin altında bulunan harim tavanları ve harim duvarları kalem işi motiflerle süslenmiştir. Sekizgen dilimli kubbe eteklerinin altındaki ahşap parmaklıklarla harim sütunlarının arasındaki sekizgen boşluklarda ve mihrap üstünde Allah, Muhammet, diğer köşelerde ise dört halife ile Peygamberimizin torunlarının adları yazılı tablolar vardır. Harimin doğu ve batı duvarlarında dikdörtgen şeklinde, ahşap doğramalı, demir parmaklıklı karşılıklı üçer pencere vardır. Harim, altısı doğu-batı duvarlarında, ikisi de kuzey duvarında bulunan sekiz pencere ile aydınlanmaktadır. Bunlara üst mahfillerdeki beş pencere de ilave edilirse cami içi, bol ışıklı ve aydınlık bir mekan arz eder. Harimdeki alt sıra pencereler dikdörtgen ve demir parmaklıklı, üst sıra pencereler ise yuvarlak kemerlidir. Bu pencerelerin arasında da yuvarlak kemerli yalancı pencereler tasarlanmıştır. Ahşap çatıyı gizleyen kalkan duvarının son onarımda değişikliğe uğradığı ve bazı süsleme ayrıntılarının yok edildiği anlaşılmaktadır. Caminin bütün mekanlarında; kubbe, tavanlar ve bağdadi sıvalı duvarlarında kalem işi süslemeler görülür. Harimdeki tavan süslemeleri, diğer bölümlerde kine göre nispeten sade tutulmuştur. Sekiz dilime ayrılmış olan kubbe yüzeyinin pastel renklerle çalışılmış kıvrık dal kompozisyonları ile kaplandığı görülür. Cami-tevhidhanenin duvarlarında ise sadece köşebentlerle yetinilmiştir.

Harime mukabil özellikle hünkar dairesine ait mekanlardaki duvar ve tavan süslemeleri, Yıldız Sarayının bölümlerinden farksız bir yoğunlukta olduğu görülmektedir. Ne yazık ki; bugün bu güzelliklerin büyük bir kısmı bozulmuş, kalanı da çürümektedir. Yan yana yer alan ahşap mihrap ve minberi; malzeme, tasarım ve süsleme bakımından tam bir uyum ve bütünlük içindedir. Mihrap niş’inin içi, kordonlarla iki yana tutturulmuş püsküllü perdeler, ortada zincirlerle asılı kandil, tepede ay yıldız grubu ve yıldızlardan çıkan yaldızlı ışınlarla bezelidir. Minber, kabartma rozetlerle süslü korkuluğu ve yuvarlak kemerli köşk kısmı ile garip, oransız bir görünüm sergiler. Harimin doğu cephesinde ön tarafta bulunan ahşap vaaz kürsüsü, o dönemin saray mobilyalarını hatırlatan süslemeleri ile dikkat çeker. Vaaz kürsüsünün cemaatin dağılımına göre istendiğinde kendi ekseni etrafında dönebilecek şekilde yapılmış olması da farklı bir özellik arz etmektedir. Mihrap ile vaaz kürsüsü arasında kıble duvarında bulunan çift kanatlı ahşap bir kapı ile de hünkar dairesine geçilir. Ertuğrul Tekke Camii yapıldıktan sonra Sultan II. Abdülhamit, Cuma selamlıklarına bu camide çıkarlardı.

Hünkar mahfili caminin ön cephesinde kıble istikametinde bulunmaktadır.‘T’ planlı ve iki katlı olan hünkar dairesi giriş kapısının üzerinde 1887 tarihli inşa kitabesi yer almaktadır. Talik hatlı olan kitabenin manzum metni Ahmet Muhtar Efendi’ye aittir. Gerek iki katlı hünkar dairesinde, gerekse de selamlık kanadında kıble eksenine göre simetrik olarak tasarlanmış merdivenli sofalar ile bunların çevresinde dikdörtgen planlı mekanlar ve hela-abdestlik birimleri bulunmaktadır. Aynı yerleşim her iki katta da pek az farkla tekrarlanmıştır.

Güney cephesinde, hünkâr mahfili kapısının sağ yanında bulunan ikinci giriş, hünkar dairesi sofası ile bağlantılı olan bir koridor ile cami-tevhidhane harimine geçit verir. Hünkâr mahfili tavan ve duvarları, saray odalarından farksız bir yoğunlukta kalem işi rengârenk motiflerle yoğun bir şekilde süslenmiştir. Caminin kuzeybatı köşesindeki girintiye 1905’ten önce yerleştirilmiş olan kagir minare ile ahşap yapı kitlesi arasında herhangi bir organik bağ bulunmamaktadır. Sonradan eklenmiş olan minare kesme taş ve tuğladan örülmüş olup, minare gövdesi sonradan sıvanmıştır. Cami ve tekkeden sonra Mimar Raimondo D’Aronko tarafından yapılmış olan Şeyh Zafir Türbesi, kütüphane ve çeşme; konumları, malzeme ve tasarımları ile kendi içlerinde ana binadan tamamen bağımsız bir bütün oluşturmaktadır. Türbe, çeşme ve kitaplık ise tamamı yabancı unsurlara dayalı mimari görüşün karakteristik eseridir.  Her ikisi de iki katlı olan ahşap harem dairesi ile kagir misafirhane binası, inşa edildikleri dönemde İstanbul’un hemen her yerinde benzerlerine rastlanan konaklardandır. Bugün ne yazıktır ki kimlerin gasbettiği bilinmeyen, belki de ilgili ve yetkililerce çok iyi bilinen ancak, ilgisizlikle sahip çıkılmayan bu binalar çökmüş harap olmuş çok kötü bir görüntü vermektedir.

Ertuğrul Tekke Câmii, kuruluşundan itibaren Şazeli tarikatının İstanbul’daki merkezi durumundaydı. Ertuğrul tekkesinin ilk şeyhi Hamza Zafir Efendi Trablusgarb’ın Mısra kasabasındandır. Sultan II. Abdulhamit kendisine intisap etmesine, aşırı ilgi ve hürmet göstermesine rağmen hükümdara olan yakınlığını kötüye kullanmamış, bilgisi ve kişiliğiyle İstanbul’da saygın bir mevkiye sahip olmuştur.   Hamza Zafir Efendiden sonra yerine küçük kardeşleri Muhammed Zafir Efendi ile Beşir Zafir Efendi’nin  geçtikleri bilinmektedir. Tekkenin türbesinde de üç kardeş yan yana yatmaktadır. Şeyh Hamza Zafir Efendinin hanımının mezarı da türbenin dışında, türbe ile kütüphane arasında açıkta bulunmaktadır. Ertuğrul Tekke Camii, tekke ve türbelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar cami-tekke görevini icra etmiş, diğerleriyle birlikte 1925 yılında kapatılmış, binaların mülkiyeti vakıflara geçmiştir. Bu dönemde binaların kullanımı önce İstanbul Belediyesine, sonra Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiş, cami-tevhidhane dışında kalan bölümler 1957 yılına kadar Şair Nedim ilkokulu olarak kullanılmıştır. Bu arada gerekli bakım yapılmadığı için iyice dökülen binalar kullanılamaz hale gelince ilkokulun binayı terk ederek bir başka yere taşınması üzerine bir onarımdan sonra cami olarak ibadete açılmıştır.1960 yılının sonlarında çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ana bina 1969–1973 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından onarım yapılmıştır.