Beyazıt Sultan II.Beyazıt Külliyesi

Sultan II. Beyazıt Külliyesi; İstanbul Suriçi Beyazıt meydanında 1505 yılında Sultan II.Beyazıt tarafından  inşa ettirilmiştir.Sultan II.Beyazıt külliyesi; kendi adını verdiği semtte,  dağınık bir şekilde bina edilmiştir. Cami, medrese, hamam, kervansaray, tabhane ve sıbyan mektebinden müteşekkil olan külliyenin mimarının kim olduğu tam olarak netlik kazanmış olmasa da külliyenin Mimar Hayrettin ya da Mimar Kemalettin tarafından bina edildiği düşünülmektedir. Osmanlı mimarisinin sergilendiği açık hava müzesi görünümündeki mekanın, öne çıkan öğelerinden biri olmayı başarmıştır.

KÜLLİYENİN BANİSİ:

Aralık 1447 yılında doğmuştur. Sekizinci Osmanlı padişahıdır. Babası Fatih Sultan Mehmet annesi Sitti Mükrime Hatun’dur. Yavuz Sultan Selim'in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km² idi.

Sultan II. Beyazıt Dimetoka doğumludur. Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı büyük bir sevgi beslediği için, oğlu Beyazıt'a her şeyden evvel kuvvetli bir tahsil verdirmeyi düşündü. İstanbul'un fethi'nden sonra, 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Beyazıt, burada o dönemin en ünlü alimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi. O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur alimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddin Mehmet-i İskilibi olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça'nın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Dinine bağlılığından dolayı kendisine Bayezid-i Veli de denilirdi. Bayezid-i Veli, şairleri saraya toplar onlarla sohbet ederdi. Hattat ve bestekârdı. Adli  mahlasıyla şiirler yazdı. Ulema ve sanatkarlar için ayrıca bir fon ayırmıştı.

1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev alan Beyazıt İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine gönderdiği kuvvetler 1479'da Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fatih Sultan Mehmet'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmet Paşa, Beyazıt ve Beyazıt'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Beyazıt'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmet Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Beyazıt'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekaleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin, acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II. Beyazıt maiyetinde 4.000 kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.

Sultan II. Beyazıt İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4.000 askeriyle İnegöl önlerinde Beyazıt'in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hakimiyetini kabul ettirdi ve II. Beyazıt'a İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti. Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Beyazıt tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler.

Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince Sultan II. Beyazıt çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Beyazıt'in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti. Fatih bazen iki senede bir sefere çıktığı halde, oğlu Beyazıt yalnız 5 kere sefere çıktı. Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.

KÜLLİYE CAMİSİ:

Ortasında güzel bir şadırvan bulunan, kubbeli revaklarla çerçevelenmiş zemini mermer döşeli iç avlu; caminin ana kütlesine açılır. Cümle kapısının üstündeki celi sülüslü cami kitabesi ise Hattat Şeyh Hamdullah’a ait olup; kitabeden caminin 1500 ile 1505 yılları arasında inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Kare plan üzerine inşa edilen caminin tavanını süsleyen 16.78 m çapındaki kubbenin ağırlığı kemerler aracılığıyla dört sütuna bindirilmiş; bu kubbeyi destekleyen iki yarım kubbe ile harimin tavan örtüsü meydana getirilmiştir. Ayrıca, Harimin iki yanında dörder kubbeyle örtülü olan yan mekânlarla birlikte, cami iki yönde genişletilmiş; on sütun üzerine oturan hünkâr mahfili ise sağ taraftaki kubbeli dizinin kıble yönündeki son kubbenin altında konumlandırılmıştır. Mukarnas işçiliğin göze çarptığı bu hünkar mahfilinin yanı sıra; minber, mihrap ve müezzin mahfilindeki taş işçilik yapının estetik görüntüsünde etki sahibidir. Caminin girişinin iki yanında uzanan kanatsı çıkıntılar, caminin ilk yapıldığı zamanlarda tabhane olarak tasarlanmış; ama daha sonraları bu tabhanelerin cami ile arasındaki duvar kaldırılarak, tabhaneler cami alanı içine dahil edilmiştir. Caminin mukarnaslı minareleri tabhanelerin uçlarına yerleştirildiği için iki minare arasında 79 metrelik bir açıklık oluşmuştur. Bu minarelerden 1954 yılında tamir edilen sağ taraftaki minare özgün süslemelerini büyük ölçüde korumuş, bilinmeyen bir tarihte restore edildiği düşünülen sol taraftaki diğer minare ise sağdakine nazaran daha sade kalmıştır.

KÜLLİYE MEDRESESİ:

Beyazıt Meydanı’nın Laleli’ye bakan cephesinde bulunan medrese binası ise, bugün Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi tarafından kullanılmaktadır. Beyazıt Külliyesi’nin medresesi camiden uzakta bağımsız bir yapı olarak inşa edilmiştir. 1506 tarihli bir belgeden medrese’nin cami inşaatının bitmesinden sonra başlanmıştır. Medrese 44 X 39 metrelik bir iç avlusu bulunmaktadır. Medresenin üç yönünde talebe hücreleri bulunmaktadır. Geleneksel Osmanlı düzeninde bu çevre revakları sütun iken bu yapıda örme payeler bulunmaktadır. Mescit ve dershane yapısı 7.40 metrelik bir kubbe ile örtülmüştür. Medrese kesme taştan inşa edilmiş iken dershane yapısında tuğlada kullanılmıştır.

KÜLLİYE İMARETİ VE KERVANSARAYI:

Beyazıt Külliyesi’nin imareti ve kervansarayı, günümüzde Beyazıt Devlet Kütüphanesi tarafından kullanılmaktadır. Vakfiyede imaret, matbahlar ve kiler olarak tarif edilen İmaret ve kervansaray yapısı cami giriş kapısının kuzeyindedir. Aşhane ve imaret ortasında şadırvan bulunan bir avlu etrafında kubbeli yapılar inşa edilmiştir. Arkadaki bacalı kısım mutfaklardır. Kubbeli mekanlar tartı yeri, kiler, mutfak, fırın ve yemek dağıtım yeri olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapının solunda ise altı bölümü kubbelerle örtülü kervansaray yapısı bulunmaktadır. Bu yapılar Sultan II.Abdülhamit döneminde kütüphane olarak kullanılmaya başlanmış olup Beyazıt Devlet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

KÜLLİYE SIBYAN MEKTEBİ:

Caminin kıble tarafında hazirenin de ilerisinde olan sıbyan mektebi Külliyenin vakfiyesine göre fakir ve yetim çocuklar için kurulmuştur. 1507 yılında mektebin muallim ve halifesine maaş tahakkuk ettirildiğine göre faaliyete geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yapı 1960 lı yıllarda restore edilerek Hakkı Tarık Us Kütüphanesi olarak düzenlenmiştir. Zaman içinde bu yapının kütüphane fonksiyonu ile bağdaşmadığı ortaya çıkmıştır. Sıbyan mektebi önünde dört sütun tarafından ve yan duvarlarca taşınan bir sundurma bulunmaktadır. İki tane yan yana kubbeli mekandan meydana gelen bir yapıdır. Bunlardan soldaki geniş bir eyvanla dışarı açılır. Buradan geçilen kubbeli mekanda ocak bulunur. Burası esas mektep kısmıdır. Bu sıbyan mektebi İstanbul’da nadir görülen örneklerden biridir. Eyvanlı kısım Anadolu eski mimarinin bir sonucudur. Bu eyvanla görülmektedir.

KÜLLİYE HAMAMI:

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin yanındaki Patrona Halil ismiyle de anılan külliye hamamı ise, son aylarda İstanbul Üniversitesi tarafından kapsamlı şekilde restore edilmektedir.