BEYOGLU TOKATLIYAN OTELI

Tokatlıyan Oteli;  İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki 1894 yılında inşa edilmiş olan otel döneminin en ünlü otelidir. İlerleyen senelerde 1909 yıllarında Tarabya’da yazlık kısmı açılmıştır. Tokatlıyan otel ve lokanta kültürü Pera’da elli yıl etkisini göstermiştir. Tür otelcilik ve lokantacılık sektöründe Tokatlıyan önemli bir dönüm noktasıdır. Tokatlıyan Oteli’nin arkasındaki güç Ermeni Cemaatidir. Burada 1807 tarihinde Üçhoran Ermeni kilisesi inşa edilmiştir. Bu kilise bugün Çiçek Pasajı’nın yan sokağında kalan Sahne Sokağına cephelidir. Bu kilise neden ana caddede değil de bir yan sokakta yapılmıştır.  Ama geneline bakıldığında İstiklal Caddesi üzerinde sadece iki Katolik kilisesi yer alır. Bunlar San Antonio ve Santa Maria Draperis kiliseleridir. Diğer Panayia İsodion, Hollanda şapeli, Taksım Surp Hovhan Vosgeperan Ermenı Kilisesi, Beyoğlu Surp Asdvadzadzin Ermenı Katolik Kilisesi, Galatasaray Surp Yerrortutyun Ermenı Katolık Kilisesı gibi yapılar hep ara sokaklardadır. Bunun da sebebi ana cadde üzerine gelir getirici yapılar inşa edilerek cemaate gelir sağlamaktır.

Gelelim Üç Horan ismine. Hıristiyan inancında kutsal üçleme denilen kavram çok önemlidir. Latinler buna Saint Trinite derler. Bu kavramın Ermenice karşılığı ise Türkçe ve Ermenice karışık bir kelime olan Üç Horan kullanılmaktadır. Ana kilise etrafından çok sayıda parsel bulunur. Burada bir şeyi belirtmekte yarar var. Burası İstiklal caddesinin en enteresan bir yeridir. İstiklal caddesinden kuzeye doğru iki paralel sokak uzanır. Bunlar Sahne Sokak ve Balo Sokaktır. Bu anlatıklarımızın hepsi bu iki sokak arasındadır.  Zira İstiklal Caddesi ile Sahne sokağın kesiştiği noktada bugün Çiçek Pasajı bulunur. Günümüzdeki durumu zaten biliniyor. Bugünkü yapı yapılmadan evvel burası ünlü Naum Tiyatrosu. İşte Üç Horan Kilisesi Çiçek Pasajından sonraki parsel. Bu Parselin Solakyan sokağından İstiklal Caddesine kadar olan arsa kilise vakfına aittir. Tokatlıyan Oteli bu arsada inşa edilmiştir. Tokatlıyan Otelinden evvelde bu arsada bir Tiyatro bulunurdu. Maalesef tiyatronun ismi bilinmiyor. Bu yapı 1884 tarihinde Mimar Aznavour tarafından inşa edilmiştir. Bu tiyatro ile ilgili bilgiler Metin Ant kitaplarında bulunmaktadır. Bu Tiyatro binasının gösterişli bir mermer girişi bulunur. Tiyatro’nun fuayesini mermer ve bronz heykeller süsler. Tiyatro sonrasında oturmak için Cafe Restaurant Paris ihmal edilmemiştir. İki yıl sonra tiyatroya 12 adet loca ilave edilir. Ama maalesef 1892 yılında bu tiyatro yanıyor. Yerine tekrar tiyatro yapılması düşünülürken Kapalı Çarşı’da esnaf lokantası işleten Mıgırdıç Tokatlıyan Efendi buraya modern bir lokanta yapma teklifi yapar.

1.Ocak 1895 tarihinde Lokanta açılıyor. Lokanta 7.000 liraya çıkacakken maliyet 14.860.-lirayı buluyor. İstanbul’un 1895 ticaret yıllığında lokantanın ilanı var.  Anadolu’nun Tokat ilinden göçmüş olan Mıgırdıç Tokatlıyan Efendi çok lüks olarak açılan Splendit Cafe ve restaurant ile İstiklal Caddesine imzasını atıyor.

Lokanta, cafe muhteşem iş yapmaktadır. Ama çok lüks olduğu için gelir gideri karşılayamaz. Mıgırdıç Efendi ilk yılın kirası 1650 lirayı peşin öder. Ama ikinci yıl sıkıntılar başlar. Bunun üzerine arayışlar başlar. Kilise buraya bu kadar kira ödeyen müşteri bulamaz. Sonuç olarak Mıgırdıç Tokatlıyan Efendi ile ortak otel inşa etmeye karar verirler.   Otel inşaatına başlanır. Kesin bilinmeyen bir konuda Lokanta kapatılıp ta mı inşaat yapıldı, yoksa inşaat devam ederken lokanta hizmete devam etti mi? Çeşitli görüşler vardır.  1909 yılında Otel de hizmete giriyor. Tüm Avrupa’daki seyahat kitapları otelden bahsetmeye başlıyor. O dönemde Pera Palas ve Tokatlıyan rekabeti başlıyor. Tabii Tokatlıyan’ın avantajı ana caddede olması. O zamanki deyimi ile Cadde-i Kebir de olması. Otelin açılmasının başka bir şansızlığı ise Sultan II. Abdülhamit’in tahttan inmiş olması. Zira kendisine jurnal yazanlara yüklü altın ödemeleri yaptığı biliniyor. Bu padişah ihsanına nasip olanlar ise bu lokanta’nın müşterileri arasında bulunuyorlar. Yeni Padişah Sultan V.Mehmet Reşat’ın ise jurnale para vermek gibi bir niyeti hiç olmadı.

Gelelim yeni otele. Otele ait dış cephe fotoğrafları elimizde bulunuyor. Otelin iç düzenlemesi ise şu şekilde. Ercüment Ekrem’in anlatımından faydalandım. Ana caddeden içeri girilirken hava şartlarından koruyan cam bir saçak var. Burada bekleyen cüsseli ve şık bir üniformalı kapıcı bulunuyordu. Otel holüne girilince sağda bir ahşap ve şık bir Reception bankosu ve Lobby bulunuyor. Bu holün ana caddeye ve yan sokağa bakan yüksek pencereleri bulunuyor. Bir dönem burada pasta ve çikolata sergilenirmiş. Giriş holünden devam edilince müdüriyet ve otel barı bulunuyor. Bar yandaki Solakzade Sokağına bakıyor. Buradaki orta holde asansörler ve merdivenler bulunuyordu. Burada bir koridor bulunuyordu. Koridorun bir yönü lokantaya diğer yönü ise balo ve davetler salonuna açılmaktadır.  Aslında bu mekanların cadde tarafında Cafe bulunuyordu. Cafeden itibaren lokanta ve balo salonu sırasıyla planlanmıştı.

Hem caddeden ve Otel giriş holünden de girilen Cafe salonunun yanında pastane bulunurdu. Bu pastane binası ayrı bir bina idi. Bu pastanenin arka kısmında da otel berberi bulunurdu. Bu yapı günümüzde de ayrı bir bina olup bugün Vakıflar Bankası tarafından kullanılmaktadır. Bu yapı Tokatlayan ile Çiçek Pazarı arasındadır. Gelelim otel odalarına. Otelde toplam 30 oda bulunuyor. Odalar geniş ve ferah ve en iyi malzemelerle döşenmiş. Yataklar Fransız keteni ile kaplı. Mobilyalar İngiltere’den getirilmiş. Gardroplar maun. Yataklar pirinç karyola. Odalarda iki komodin, yazı masası, divan ve 2 koltuk bulunuyor. Bronz avizeli odalarda 16 metre karelik Tebriz Halıları döşenmiş durumda. Ama o günün otel anlayışında, odalarda banyo ve tuvalet bulunmuyor. Sadece üstü mermer kaplı bir lavabo bulunuyor. Tüm lavabolarda MT amblemi görülüyor. Ama bu tarz o dönemdeki Avrupa’daki tüm Lüks Otellerde geçerli. Ancak II. Dünya Savaşından sonra Amerikan etkisi ile odalara banyo ve tuvalet konmaya başlıyor.

Gelelim otel ve lokantanın özelliklerine. Dönemin lokantayı anlatan yazarlarından biri şu ifadeyi kullanıyor. Cafede oturup caddeden geçenleri seyretmek için bir kahve içmek için orta boy bir cüzdan gerekiyor. Cafede oturup gelen geçenleri seyreden cam güzelleri bu otele ait bir deyim. Bu cafede oturanlar arasında Abdülhak Hamit, Süleyman Nazif, Abdülhak Şinasi gibi ünlü edebiyatçılara rastlanıyor. Otel ite kalka ilerlerken I.Dünya Savaşı başlıyor. Otel gelen yabancılarla savaş dönemini tam dolulukla geçiriyor. Yine savaş döneminde balo salonunda düğün ve davetler hiç eksik olmuyor. Otele kapıcı olarak işe giren Medovitch bir süre sonra Mıgırdıç Tokatlıyan’ın manevi kızı Mercedes ile evlendi.  Bir süre sonra Medovitch otele yönetici oldu. Daha sonrada 1920’lerde Mıgırdıç Tokatlıyan görevi kızına ve Medovitch bırakarak Fransa’ya göç etti. Fransa’da Nice şehrinde sıkıntılı bir hayat sonunda vefat etti. Bu dönemde iki ayrı otel işletilmekteydi.

İkinci cihan Savaşı başladığı dönemde Medovitch Alman sempatizanıydı. Sonra da Alman vatandaşı olmuştu. Otelde çok miktarda Almanlar kalıyordu. Bunun üzerine İstanbul’daki Musevi Cemaati oteli boykot etti.  Ama otel yine düzenli kar etmeyince Medovich bir İbrahim Gültan isimli bir fındık tüccarından borçlanmaya başladı. Bir süre sonra Medovich Almanya’da bir tren kazasında öldü. Otelin borçlarına karşı Fındık Tüccarı İbrahim Gültan oteli devir aldı. Bu dönemde otelin eski sahiplerinden Mercedes Hanım ile yeni sahipleri arasında ihtilaf çıktı. Bunun üzerine otelin ismi Konak olarak değiştirildi. Otel eski işletmecilik anlayışını kayıp etmişti. Zaten otel eskimişti. Otel 1950 yıllara kadar Konak ismiyle işletildi. Daha sonra otel kapatılıp tasviye edildi. Otele ait malzemeler İstanbul’un yeni otelleri tarafından paylaşıldı. Otelin Tarabya'daki şubesi, Boğaz'ın en görkemli yapılarından biriydi. 1909 tarihlerinde inşa edildi. 120 yataklı bir oteldi.  1954'te yanarak yıkıldı ve yerine Büyük Tarabya Oteli yapıldı.