.MEDRESE HOCALARI

İslam dünyasında medreselerin ortaya çıkması ile başlayan medrese dönemi eğitim ve öğretimi, bir veya birkaç kişinin öğrencilere bilgi vermesi ve belli bir sistem çerçevesinde onları eğitmesi sonucunda öğretim kadrosu teşekkül etti. Kendisinden önceki İslam devletlerinin uygulamalarından bir hayli istifade eden Osmanlı dönemi medreselerinin, öğretim kadrosuna dahil olan elemanlar ile öğrenciler şu şekilde tanımlanabilirler.

  1. MÜDERRIS

Osmanlı dönemi medreselerinde, belirli bir tahsilden sonra icazet, mülazemet ve beratla medreselerde ders veren kimselere müderris denir. Bugün Üniversitelerde ki Profesör ünvanı na karşılık gelmektedir. Vakfiyelerde müderrislerin nasıl seçkin kimseler arasında seçilmesi gerektiği ve özelliklerinin neler olması hakkında bilgiler verilmektedir. Bu konuda Fatih ve Kanuni vakfiyeleri ile kanunnamelerde geniş bilgi bulunmaktadır. Osmanlı medrese teskilatında "Hariç" ve "Dahil" derslerini gören talebe, Sahn-i Seman veya Süleymaniye seviyelerindeki eğitim ve öğretimden sonra mezun olur. Yani, icazet alır. Bu, onun müderrislik yapabileceğini gösteren bir diplomadır. Şayet Anadolu'da vazife almak istiyorsa Anadolu, Rumeli'de vazife alacaksa Rumeli Kadıaskeri'ne müracaat ederek onun, muayyen günlerdeki meclislerine devam edip "Matlab" denilen deftere mülazim kayıt edilir. Bundan sonra sırası gelinceye kadar beklerdi ki, buna nevbet denirdi. Sırası geldiğinde en aşağı derecedeki Hasiye-i Tecrid medreselerinden birine yevmiye 20 akça ile müderris tayin edilirdi. Bundan sonra sıra ile yükselerek en üst seviyedeki bir medreseye kadar çıkabilirdi.

  1. MUİD - ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ

Arapça bir kelime olan Muıd birçok manaya gelmektedir. Teknik yani istilah olarak müzakereci, müderrisin derslerini tekrarlayıp izah eden müderris yardımcısı. Gerçekten muıd, müderrisin dersten ayrılmasından sonra onun dersini talebeye tekrarlayan bir kimsedir. Talebe bazen konuyu anlamadığında, bazen müderrise sormaktan çekindiğinde her konuyu tam olarak kavrayamaz. İşte bu durumda muıd onlara yardımcı olur. Muıd müderris ile talebe arasındaki köprüdür. Demek oluyor ki, muidin müderris ile talebe arasında bir derecesi vardır. Bugünkü asistan veya araştırma görevlisi pozisyonundadır. Muidler, talebelerle ayni yerde otururlar. Vazifesi, dersi örgencilerle tekrarlamak olan muide müzakereci de denebilir. Bu vazife medreselerin kurulmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Osmanlı eğitim ve öğretim tarihinde muidlerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Fatih vakfiyesinde muidlerle ilgili olarak söyle denilmektedir. Görüldüğü gibi Osmanlı dönemi muidi, akranları arasında en iyi bilgiye sahip, zeki, sağlam ve isabetli görüşlere sahip bir kimse olarak tavsif edilmektedir. Muid, yaptığı iş ve gördüğü hizmet karşılığında da günde beş akça gibi bir ücret almaktadır. Süleymaniye vakfiyesinde de muidlikle ilgili su bilgilere yer verilmektedir: "Ve tullab-i ilimden birer maarif u fezail ile mümtaz, rütbe-i istifadeden derece-i ifadeye vüsule isti'dad ile ser-efrazini muid eyleyeler. Ve vazife-i yevmiyyeleri beser akça ola." Vakfiyenin bu metninden anlaşıldığı üzere Süleymaniye medreselerinde muidlik yapacak olanların talebenin en iyilerinden olması, bilgili ve arkadaşları arasında her bakımdan üstünlüğü kabul edilen bir kimse olması gerektiği belirtilmektedir. Danişmentler arasında muid olabilecek evsafta bulunanların seçimi ise müderrisler tarafından yapılmış olmalıdır. Muidlerin, kaç yıl bu görevde kaldıkları henüz kesin olarak tespit edilebilmiş olmamakla beraber, başka kayıtlarda bunun iki sene devam ettiği belirtilmektedir. Osmanlılar döneminde bu görev, 1908 inkilabından sonra da Sultani-ler'de devam etmek üzere yeniden ihdas edilmişse de sonradan kaldırılmıştır.

  1. TALEBE

Medrese dünyasının eğitim ve öğretim tarihinde medreselerin esas unsurlarından biri de şüphesiz ki öğrencilerdir. Talebelerin gerek zeka gerekse bedeni yapı bakımından sağlam olmalarına dikkat edilirdi. Bu bakımdan hocalar tarafından bazı zeka testlerinin yapıldığı da belirtilmektedir. Bu testler neticesinde hocalar talebe olarak seçecekleri kimseleri belirlerlerdi. Böylece zeki veya daha az zeki olan insanların aynı yerde bulunmamaları sağlanmış oluyordu. Zira farklı zeka seviyesine sahip olan öğrencilerin aynı sınıfta bulunmaları istenmezdi. Çünkü böyle bir uygulama, zeki çocukları geri bırakacağı gibi, zeka bakımından fazla gelişmemiş olanlara da büyük bir azap çektirir. Her ne kadar öğretim için belli bir yaş söz konusu değilse de bazı müderrislerin, belli ilimlerde öğrenme kabiliyetini nazar-i dikkate alarak belli bir yas grubundan ögrenci seçtikleri de olmuştur. Osmanlı döneminde talebelerin yetişmesi üzerinde ehemmiyetle durulmuş olması onlara büyük bir değerin verildiğini göstermektedir. Osmanlıların ilk medreseleri ile birlikte bütün talebeye vakıflarca bakılmış, onlara imaretler vasıtasıyla da yeme, içme, yatma ve para temin etme gibi imkanları sağlanmıştır. Sibyan mektebi talebelerine sadece "talebe", aşağı seviyedeki medrese talebelerine "suhte" yüksek seviyedeki medrese talebesine de "danişment" denildiği anlaşılmaktadır. Osmanlı medreselerindeki talebe sayısı, medresenin büyüklük veya küçüklüğüne göre değişmekle beraber, medreselerin en büyüklerinde bile bir müderrisin okuttuğu öğrenci sayısı yirmiyi geçmezdi. Öyle anlaşılıyor ki Osmanlı Devleti'nde daha kuruluş yıllarından itibaren tahsilini belirli seviyeye getiren talebeler, hocalarının da tavsiyesi ile İslam dünyasınin o dönemlerde tanınmış ilim merkezleri olan Kahire, Semerkant, Buhara, Maveraünnehr, Bağdat ve Şam gibi merkezlerine giderek tahsillerini tamamlıyorlardı. Böylece birkaç yıl sonra İslam dini, kültürü ve medeniyeti konusunda yetişmiş birer alim olarak dönerlerdi. Hangi şehrin hangi sahalarda meşhur olduğu, buralardaki ilmi gelişme ve ilim mahfilleri, daha önce gidip dönenler veya oralardan gelen misafir hocalar tarafından bilinir ve akademik seyahate çıkan öğrenciye tavsiye edilirdi.