.SULTAN II.MAHMUT SONRASI SIBYAN MEKTEPLERI

Türk ilköğretim sistemi 19.yüzyılda büyük değişmelere uğradı. 1824’te Sultan II.Mahmut, yayınladığı bir fermanla ilköğretimi “mecburi” yapmış ve “her şeyden evvel dini zaruretlerin öğretilmesi” sınırlarına sıkıştırmıştır. İlköğretimi zorunlu hale getiren padişah fermanı, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile ilgili uğraşılar ile Rus ve Mısır savaşları gibi nedenlerden dolayı, İstanbul’da bile 1839’a kadar yeterince uygulanamamıştır. Taşa okullarına ise bu zorunluluğu götürecek ve denetleyecek bir makam bulunmamaktadır. 1850’lerden itibaren devlet ilköğretim kademesini denetim altına almak için pek çok girişimlerde bulundu. Reform yanlılarına destek verdi. Buna rağmen ilköğretim kademesinin tam denetim altına alınması ancak Cumhuriyet Dönemi’nde mümkün olabildi.

1845 yılında eğitim işlerini görüşecek bir “Geçici Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maarif-i Muvakkat) oluşturulmuş, bu kurul, eğitim sistemini ilk, orta ve üniversite sisteminde basamaklandırmıştır. Kurul, ayrıca kalıcı bir “Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maarif-i Daimi) kurulmasına da karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda 1846 yılında kalıcı bir “Genel Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maarif-i Umumiye) kurulmuştur. Kurul, ilköğretimin sıbyan derecesinde zorunluluğu, dayağın eğitim kurumlarından kaldırılması, ilkokulu bitirme sınavlarının konulması ve başaranların ortaokula (rüşdiye) alınması gibi önemli kararlar alan, devlet kurumları içinde doğrudan doğruya ve sürekli olarak eğitim işlerini düzenlemekle ilk kurul durumunda olmuştur. Bu doğrultuda görev yapacak olan “Okullar Genel Müdürlüğü” (Mekatib-i Umumiye Nezareti) ise 8 Kasım 1846 tarihinde kurulmuştur. 1856 yılında yayımlanan Islahat Fermanı, eğitim işlerinin daha derli toplu ve ciddî biçimde yürütülmesini kapsamakta ve “Bakanlar Kurulu” (Meclis-i Vükela) içinde bir de “Eğitim Bakanı” (Maarif Nazırı) bulunması gerektiğini belirtmektedir. Bu karar doğrultusunda 17 Mart 1857 tarihinde “Eğitim Bakanlığı” (Maarif-i Umumiye Nezareti) kurulmuş ve bakanlık düzeyinde ilk eğitim örgütü olmuştur. İlk Millî Eğitim Bakanı Abdurrahman Sami Paşa (1857-1861) ve ilk müsteşar da bilim adamı Hayrullah Efendi’dir. Bakanlık, kuruluşundan dört yıl sonra, 3 Mart 1861 tarihinde bakanlığın görevleri ile ilgili bir talimat hazırlanmıştır. Bu yönergeye göre; bakanlığın görevleri özet olarak aşağıdaki gibi sıralanmıştır.

1.Yüksekokul olan Harbiye, Tıbbiye ve Bahriye dışında kalan tüm okullar Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.

2.Eğitim kurumları, sıbyan mektebi, rüştiye ve yüksekokullara ayrılmıştır.

3.İlkokul, Müslüman ve Müslüman olmayanlara göre ayrı ayrı olacak, öteki öğretim kurumları ortak olacak ve Türkçe eğitim yapacaktır.

4.Bir ileri öğretime sınavla girilecektir.

5.Öğretmenlik bir meslek olarak kabul edilecektir.

6.Önceden kurulan Eğitim Kurulu yanında değişik amaçlı, sürekli ve geçici kurullar da kurulabilecektir.

Bu doğrultuda, 10 Şubat 1864 yılında, bakanın emri ile ilköğretim, orta ve yükseköğretim genel müdürlükleri kurulmuştur. 1866 yılında da ders kitaplarını hazırlamak üzere “Yayımlar Dairesi’’kurulmuştur. Böylece aşama aşama hem genel müdürlükler oluşmaya, hem de yönetimsel ve akademik işler ayrışmaya başlamıştır. Türk eğitim tarihinde, eğitimi düzenleyen ilk kapsamlı metin Eğitim Bakanı Saffet Paşa’nın öncülüğünde hazırlanan 1 Eylül 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesidir (Genel Eğitim Tüzüğü). Bu nizamname ile teftiş ve değerlendirmeye ilişkin esaslar, eğitim hakkı, eğitim yönetimi, okul kademelerinin belirlenmesi, eğitim ödenekleri, öğretmen yetiştirme ve yerleştirme, taşra örgütü ve sınav sistemleri gibi konular yer almaktadır.

Nizamname 169 madde içermekte olup, ilköğretimle ilgili olan maddeleri şunlardır:

  1. Osmanlı Devleti’nde bulunan okullar, birincisi gözetimi ve yönetimi devlete ait olan “Mekatib-i Umumiye” (Genel Okullar);
  2. Yalnız gözetimi devlete, tesisi ve yönetimi fertlere ve cemaatlere ait olan “Mekatib-i Hususiye” (Özel Okullar) olmak üzere ikiye ayrılır.
  3. Her mahalle ve köyde en az bir mektep, Müslüman-Hıristiyan karışık yerlerde her toplum için bir mektep bulunacaktır.
  4. Sıbyan mekteplerinin inşa, tamir ve öğretmen masrafları ilgili toplum tarafından karşılanacaktır.
  5. Öğretmenler yapılacak nizamnameye göre seçilip atanacaktır.
  6. Sıbyan mekteplerinin süresi 4 yıldır. 4 yıldan sonra, hafızlığa çalışmak isteyen öğrenciler bir süre daha okulda kalabilirler. Hıristiyan sıbyan mekteplerinde kendi dinleri ve Osmanlı Tarihi kendi dilleri ile okutulacaktır.
  7. Kızların 6-10, erkeklerin 7-11 yaşları arasında mektebe devamları zorunludur.
  8. Okula devam etmeyen çocuklar, öğretmen tarafından mahalle muhtarına haber verilerek anne veya babası ya da en yakın akrabası ihtiyar meclisine getirtilerek çocuğun okula gönderilmesi teklif ve ihtar olunur.
  9. Çocuğunu okula göndermeyen anne-babaya ayda üç kez tebliğ yapılır, yine göndermez ise maddî durumuna göre 5 Kuruş’tan 100 Kuruş’a kadar para cezasına çarptırılır, çocuk yine okula gönderilmez ise zorla okula getirilir.
  10. Bir yerde iki sıbyan mektebi varsa, bunlardan biri kızlara, ötekisi erkeklere ayrılacaktır. Bir mektep olan yerlerde, kızlar için mektepler yapılıncaya kadar onlar erkek çocuklarla aynı mektebe gidecekler, fakat onlarla karışık oturmayacaklardır.
  11. Ayrı kız sıbyan mekteplerinin hoca ve dikiş ustaları kadın olacak, fakat yeterli sayıda ehliyetli muallimler yetiştirilene kadar yaşlı ve iyi ahlaklı adamlardan muallim atanabilir.

Genel ve özel okullar ayrımı, her mahalle ve köyde bir okul açılması, öğretmen atamasında düzenleme yapılması, sıbyan mekteplerinin sürelerini belirlemesi, okula devam zorunluluğu getirmesi ve bunu takibe bağlaması, nizamnamenin olumlu yönleri olarak kabul edilebilir. Ancak, bazı maddeleri ise olumsuz yönler içermektedir: Sıbyan mekteplerinin inşa, tamir ve öğretmen masrafları ilgili toplum tarafından karşılanması, ilköğretimin paralı olacağını gösterir. Oysa günümüzde ilköğretimin parasız olması ilkesi benimsenmektedir. Müslüman-Hıristiyan karışık yerlerde her toplum için bir mektep açılması ve Hıristiyan sıbyan mekteplerinde kendi dinleri ve Osmanlı tarihinin kendi dilleri ile okutulması, azınlıkların Osmanlı toplumu ile bütünleşmesini engellemiş ve bağımsızlık isteklerinin körüklenmesine olanak sağlamıştır. Kız ve erkek sıbyan okullarının ayrılması ve kız sıbyan mekteplerinin hoca ve dikiş ustalarının kadın olması, laiklik ve karma eğitim ilkesi ile uyuşmamaktadır.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nde sözü edilen ilköğretim zorunluluğu 1876 tarihli Kanun-i Esasi’de yer almış ve bu tarihten itibaren de Anayasalara da geçmiştir. Bu Anayasanın üç maddesi eğitimle ilgili olup günümüz dili ile aşağıdaki şekilde ifadesini bulmuştur:

  1. Osmanlı bireylerinin tümüne öğretimin ilk aşaması zorunlu olacak ve bunun ayrıntısı özel olarak düzenlenecektir.
  2. Öğretim serbesttir. Özel yasasına uymak koşuluyla her Osmanlı genel ve özel öğretim yapmaya yetkilidir.
  3. Bütün okullar devletin gözetimi altındadır. Osmanlı uyruğunun eğitimi birlik ve bütünlüğü hedefleyecek, ancak, değişik halkların inançlarıyla ilgili noktalara zarar verilmeyecektir.
  4. yüzyılın son çeyreğinde ilköğretim kurumları çeşitlenmeye başlandı. "Sıbyan mektebi" terimi yenilikleri reddeden vakıf ilkokulları tarafından kullanılmaya başlandı. Bunun yanında "ibtidai mektep"ler ortaya çıkmıştır. Bunlar, Eğitim Bakanlığı veya özel dernek ve kişiler tarafından kurulmuş ilkokullardı. Ayrıca yine bu dönemde köy ve kent ibtidaileri de öğretim süresi bakımından ayrılmaya, dershane ve öğretmen sayısı bakımından çeşitlenmeye başlamıştır.