ÜSKÜDAR AZIZ MAHMUT HÜDAYI CAMII

Aziz Mahmut Hüdayi Efendi Camii; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Doğancılar Ahmet Çelebi mahallesinde, Hüdayi Mahmut, Aziz Mahmut ve Aziz Efendi Mektebi sokaklarının kesiştiği noktada 1589-1595 yıllarında Aziz Mahmut Hüdayi Efendi tarafından yaptırılan külliyenin bir yapısıdır. Külliyenin çekirdeğini oluşturan tekkenin banisi Aziz Mahmut Hüdayi 1628 tekkenin arsasını 1589’da satın almış ve aynı yıl inşaatı başlatmıştır. Muhtemelen mensupları ve muhiblerinin de katkıları ile1595 tamamlanan ilk tekke aynı zamanda tevhidhane olarak kullanılmıştır. Burası1598-1599 bizzat banisi tarafından minber ilavesiyle camiye çevrilmiştir. Külliye bu tevhidhane ile bunun etrafında yer alan derviş hücreleri, aşhane- imaret niteliğinde büyük bir mutfak, yemekhane, biri kendisine dördü de kızlarına tahsis edilmiş toplam beş meşrutahane ve cümle kapısı ile yanındaki iki çeşmeden meydana gelmekteydi. Bu yapılara, baninin hayatının sonlarına doğru inşa edilen türbesini de ilave etmek gerekir.

1850’de Üsküdar Çarşısı’nda çıkan ve külliyenin bulunduğu yamaca doğru yayılan yangından sonra 1875 de Sultan I. Abdülmecit, türbe de dahil olmak üzere külliyeyi yeni baştan inşa etmiştir. Bu avlu kapısının solunda klasik üslupla silmeler ve sivri kemerlerle donatılmış, yan yana iki çeşme ve bu çeşmelerin üstünde, imam ve müezzin meşrutaları yer alır. 1910 yılında yıldırım düşmesi sonucu yıkılan minaresi yeniden inşa edilmiş, ayrıca Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın kızlarından Prenses Fatma Hanım tarafından 1912 yılında türbenin şimdiki camekanlı giriş bölümü yaptırılmıştır. Bu haliyle tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar gelen külliyenin camii-tevhidhanesi bu tarihten sonra sadece cami olarak hizmete devam etmiş, meşrutahaneler vakıfların kiracılarına mesken olmuştur. Mutfak, hazire, çeşmeler, türbe ve cümle kapısı gibi unsurlar günümüze aynen gelemedikleri gibi derviş hücreleri ve selamlık gibi kullanımlarını kaybeden bazı bölümler de tarihe karışmıştır. Başta cami olmak üzere ayakta kalan binaları 1975’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tamir ettirmiştir.

Cami girişindeki ana kapısından batıya doğru devam eden Hüdayi avlusu sokağı üzerinde solda Hüdayi Türbesi bulunur. Daha sonra buna birleştirilmiş olan ve tekke şeyhleriyle aile fertlerinin gömülü oldukları türbe bulunur. Hüdayi Türbesi’nin arkasında bu yapıya bitişik cami vardır. Bunun batısında dar bir aralıktan sonra içinde Kaya Sultan ve kızı Fatma Hanım Sultan’a ait açık türbeyi barındıran hazire parçası sıralanmaktadır. Bu hazirenin batısında, duvarla çevrili bir bahçenin içinde harem dairesiyle müstakil mutfağı bulunmaktadır. Hüdayi avlusu sokağının kuzey yakasında ise en altta küçük meşrutadan sonra sırayla yerden yüksek hazire parçası, mutfak ile buna bitişik hünkar mahfili girişi, abdest muslukları, kütüphane ve yine bir bölüm hazire yer almaktadır ki hazirede çoğu hat ve oymacılık sanatları açısından dikkat çekici mezar taşları bulunmaktadır. Cami dikdörtgen planlı, kagir duvarlı, ahşap çatılı bir bodrum, biri de mahfillerin teşkil ettiği kısmi üst kat olmak üzere toplam üç katlı fevkani bir binadır. Son cemaat yerinin doğu ucundan geçilen minare, dışarı taşkın bir kaide üzerinde yükselen daire kesitli bir gövdeye, basit bir şerefe ve kurşun kaplı koni biçiminde ahşap bir külaha sahiptir.

Caminin zemin katında namaza ve ayinlere tahsis edilmiş olan dikdörtgen alan  kıble yönünde yer almakta ve bunu batıda ve kuzeyde erkeklere mahsus, zeminleri bir seki ile yükseltilmiş mahfiller kuşatmaktadır. Bu mahfillerin sınırında ahşap korkuluklar arasında üst kat mahfillerini taşıyan ahşap sütunlar sıralanmaktadır. Batıdaki zemin kat mahfilleri ortada iki sütun arasındaki açıklık boyunca kesintiye uğratılarak buraya yalnızca Hüdayi Tekkesi’ne mahsus ilginç bir mimari unsur olan Şeyh Kafesi yerleştirilmiştir. Bu değişik tertip, Aziz Mahmut Hüdayi ile Hızır arasında cereyan ettiğine inanılan bir menkıbeden dolayı, sırf burada icra edilen ayinlerde uyulan farklı bir erkandan kaynaklanmaktadır. Ahşap minberi ile şeyh kafesinin önünde yer alan vaaz kürsüsü de ahşaptan yapılmış olup, kabartmalarla süslüdür.