YENIÇERI OCAGI

Yeniçeri Ocağına vurucu asker yetiştirecek ilk Acemi Ocağı Gelibolu’da kuruldu. Bu ilk teşkilatlanma ile orduya bin kadar nefer alındı. Bunlardan her yüz kişisinin başına ise, "Yayabaşı" adıyla bir kumandan tayin edildi. Bilahare, Yeniçeri Ocağı’na gönüllülük esasına dayalı olarak Hıristiyan tebaanın çocukları da dahil edildi. Yeniçeriler, küçük yaşlardan itibaren İslam örf ve adetlerine göre yetiştiriliyor, ardından da acemi oğlan kışlalarında askeri eğitime tabi tutuluyordu. Onlar, emekli oluncaya kadar evlenmeleri ve şehir gibi mahallerde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. Kabiliyetlerine göre de subay veya paşa olurlardı. Ocağın üst düzey kumandanlarına ise "Yeniçeri Ağası" ismi verilirdi. Teşkilât merkezi İstanbul'da olurdu. Ocak, Ağadan nefere kadar giden bir hiyerarşik düzen içinde çalışırdı. Dini terbiye ve hatta tarikat bağlılığı, Yeniçeriler arasında bilhassa teşvik edilirdi. Bilhassa Bektaşi tarikatına girmeleri çok yaygın bir gelenek halindeydi. Bununla beraber, Melameti, Mevlevi, Nakşi, Halvetiyye ya da Halveti tarikatlarına mensup olan Yeniçeriler de vardı.

Osmanlı Devleti, özellikle Sultan I.Murat döneminden itibaren, Rumeli ve Balkanlar’da hızlı bir yayılma süreci içine girdi. Balkan topluluklarıyla yapılan savaşlar, mücadeleler bitmek bilmiyordu. Bu durumda yeni, düzenli ve daimi bir savaşçı orduya ihtiyaç duyuldu. Bir yandan da, savaşlarda kazanılan zaferler neticesi esir alınan Hıristiyan ailelerin çocukları, İslami terbiye ile yetiştirilerek orduya dahil ediliyordu. Sonunda ise, sırf bu devşirilerek terbiye edilmiş kimselerden müteşekkil bir askerî birlik kurulmasına karar verildi. Bu arada Sultan I.Murat, 1324 yılında Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa’yı yeniçeri ve Acemi Ocakları’nı kurmakla vazifelendirdi. Yeniçeri Ocağı’nın genel durumu da, devletin genel durumuyla paralellik arz ediyordu. Tıpkı, ilerleme, duraklama ve gerileme halleri gibi. Bununla beraber, bu asker ocağı zamanla bozuldu. İlmiye sınıfı ile sadaret çevreleri, Yeniçerileri zaman zaman kendi emellerine alet etmeye ve onları siyasete bulaştırmaya çalıştı. Çoğu zaman, saltanat kavgalarında ve hatta iç isyanlarda kullanıldılar. Bu duruma düşürülen ocağın ıslah edilmesi gerekirken, daha çok zecri tedbirlerle ortadan kaldırılması veya kökünün kazınması cihetine gidildi. Bazen da teşkilatın yok sayılması denemesi yapıldı. Ancak, hiçbirinde de başarılı olunamadı. Sultan II. Mahmut, reformcu bir padişahtı. Kılık kıyafetten bürokrasinin işleyiş tarzına kadar, pek çok konuda radikal değişiklilerde bulundu. Bu cümleden olarak, sarığı halkın başından kaldırtıp fesi getirtti. Şalvar yerine pantolon giyme mecburiyetini getirdi. Askerî sistem değişikliği için ise, uygun fırsatı kolladı. Nihayet, Yeniçeri Ocağı’nın bir bahane ile isyan edişini fırsat bilerek, onları önce oyaladı ve hemen ardında da imha ederek ortadan kaldırma cihetine gitti. Sultan II. Mahmut Osmanlı Ordusu'nda ıslahat hareketlerini gerçekleştirmek amacıyla Yeniçeri Ocağı'nın lağvedilmesine karar vermişti.

15 Haziran 1826 günü, devlet memurları İstanbul sokaklarında dolaşarak halkı Sancak-ı Şerif altında toplamaya başladı. Bunun üzerine Yeniçeri elebaşları da, ocak mensuplarını ayaklanmaya çağırdı. Hazırlıklarını tamamlayan hükümet yönetimi ise, Sultanahmet Camii’ni karargah yaptı ve halka silah dağıttı. Beyazıt Meydanı ile Divanyolu tarafını tutan Yeniçeriler, çarpışmanın başlamasıyla birlikte geri çekilerek Et meydanındaki karargahlarına kapandılar. Sadrazam Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa, tam bu esnada kışlanın etrafını çevirerek top ateşini başlattı. Top ateşi sonrasında koca kışla birkaç saat zarfında içindeki binlerce Yeniçeriyle birlikte yakılıp yıkıldı. Bu kanlı hadiseden sonra, Yeniçeri Ocağı’nın tarihe karışması üzerine, Keçecizade İzzet Molla da şu tarihi mısraları döktürdü:

Tecemmü eyledi Meydan-ı Lahm’e,

İdüp küfran-ı ni’met nice bağı,

Koyup kaldırmada ikide, birde kazanı,

Kazan devrildi, söndürdü ocağı.

Osmanlı Devleti döneminde Özellikle Balkan topraklarında Bektaşi Tarikatı'ndan başka tarikat tutunamamıştır. Fakat Sultan II. Mahmut dönemiyle birlikte Bektaşilerin dışında Nakşi-Bektaşileri ortaya çıkmıştır. Bunlar Bektaşiliğin ritüellerini kaldırmamakla birlikte, tarikat içerisine bazı Sünni ritüelleri eklemişlerdir. Örneğin; cem ayinine geçilmeden önce secde namazı kılma, Muharrem orucuyla birlikte Ramazan orucunu da tutma ve benzerleri gibi. Nakşi-Bektaşiliği özellikle Bulgaristan’da Şiî-İran misyonerlerinin kendilerine çok uygun bir ortam bulmalarına sebep olmuştur.